25 Ocak 2019 Cuma

SEN HERKESİ KÖR, ALEMİ SERSEM Mİ SANIRSIN 18 Mart 2013

                                                  
Bu gün Ergenekon davasında savcı iddianamesini açıkladı ve askere, gazetecilere, siyasetciler ile bilim adamlarına ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi Allahtan ki idam cezası kaldırıldı. Yoksa bu savcı bu kişilere idam talebinde bulunacaktı.


Konuştuğum herkes ergenekon davasının tamamen siyasi bir dava olduğunu ve bu gün iktidarda bulunanların zamanında şu veya bu nedenlerle yandaşlarına karşı olan bu kişileri çeşitli bahanelerle, gizli ve yalancı tanıklarla tutuklattığını belirtiyor. Bende aynı kanaatteyim. Bu gün nasıl PKK elinde tutuklu olup serbest bırakılan Kaymakam adayı, polis ve askerler PKK elinde esir idiyseler aynı şekilde başta komutanlarımız olmak üzere tüm tutuklular bu iktidarın esiridirler. Kimse bağımsız yargı falan demesin. Bu gün Ergenekon Davası, Balyoz davası, İzmir’deki casusluk davası, Deniz Feneri davası tamamen siyasi davadır. Yargı , siyasetcilerin ve okyanus ötesindekilerin talimatları doğrultusunda karar vermekte ve uzun tutuklulukları ceza şekline dönüştürmektedir.

Nasıl ki Yozgat Boğazlayan Kaymakamını yargılayan Mahkeme bu gün adaletin, insanlığın ve türklüğün utanç kaynağı ise yarın da bu mahkemelerin kararları utanç kaynağı olacaktır.

Yazımızın başlığındaki Ziya Paşa’nın meşhur beyitini çoğu zaman kendisini çok akıllı ve karşısındakinin bir şey bilmediğini sananlara karşı kullanırım. Ziya Paşa bu beyitini boşuna söylememiş.

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun

Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın

Tüm bu tertiplerin nedeni, geçmişle hesaplaşmak ve gelecekte yapılacak bir çok hareket karşısında karşı çıkmayı önlemektir.Bir iki örnek vermek gerekirse; zamanında okula türbanlı almayan İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaoğlu’uın bu gün sudan bahanelerle olmayan suçlamalarla ağırlaştırılmış müebbet istenmesinin nedeni nedir? Bilmiyoruz mu sanki! Yine emekli ve muvazzaf kara, hava ve deniz kuvvetlerimizin komutanlarının tutuklanıp, esir edilmesi, terfilerinin önlenerek yandaşların terfi ettirilmesi ve ordu düzeninin bozulması ile silahlı kuvvetlerimizin zayıflatılması sonucu yakında ABD tarafından bize ihale edilerek çıkartılacak olan Suriye, Irak ve İran savaşlarında zayıflatılmış ve bölünmüş Türkiye; Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirildikten sonra bir kenara atılacak ve etkinliğini yitirecektir. Dikkat edilirse gerek Arap Baharı denilen tertiplerde ABD Irak’ta yaptığı gibi doğrudan müdahale etmeyip bu işi Avrupalı müttefiklerine ve yandaş arap ülkelerine ihale etmiş ve onları maşa olarak kullanmıştır.



Başbakan bu gün Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’e esip gürlüyor. Onu katliam yapmakla, diktatör olmakla suçluyor. Devrilmesi için elinden gelen herşeyi yapıyor. Muhalif dediği isyancılara her türlü yardımı yaptığı gibi sınırlarımızı açıp oralara militan gitmesine dahi göz yumuyor. Muhaliflerin yaptığı vahşet ve katliamlardan hiç bahsedilmeyip Suriye meşru ordusunun yaptığı her hareket abartılarak katliam gibi bizlere haber olarak veriliyor.Irak’ta muhalif lider İstanbul’da ağırlanıp korunuyor, İran’a karşı füzesavar radarlar kurduk. Ne hikmetse İran’dan gelecek füzeler için Suriye sınırına Füzesavar bataryalar yerleştirdik. Ne demek bunlar. Yarın aynı şeyin diğer devletlerce bize de uygulanacağın nedense bilincinde değiliz. Ne oldu da birden Suriye, Irak ve İranla kötü olduk.Elbette bir nedeni var.Var da biz buna niye alet oluyoruz.Tamam Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde de belirttiği gibi yoksa :

     ‘İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili       olabilirler.

     Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

     Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

     Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

Sözleri gerçek mi oluyor yoksa!

Yarın olası bir Suriye, Irak , İran ve Bölücülerle muhtemel savaşta ; zayıflatılmış ve moralsiz Silahlı Kuvvetlerimizin kesin sonuç alamıyarak yıpranıp, Türkiye’nin diğer ortadoğu devletleriyle birlikte , lider değil ABD’ye tabî devlet olması kaçınılmazdır.

Bu da enerji kaynaklarının üzerinde olan ancak bundan yararlanamayan devletlerin, büyük devletlerin sömürgesi olması sonucunu doğuracaktır.

Tüm bunları düşününce, sanki tığ ile iğne ile çok ince birşeylerin örüldüğü ve bu Ergenekon, Balyoz, Fuhuş, Deniz Feneri davaları ile Yargıtay, HSYK, İlçe Belediyelerinin bölünmesi hatta özelleştirmelerin bile Türkiye’nin , silahlı kuvvetlerinin, üniversitelerinin amaçlarına uydurulmasının bir parçasının olduğu kanısındayım. Buna da galiba bazıları ,bir kaç kemik uğruna yardım ediyorlar.

Ama Atatürk’ün yine aynı hitabesindeki son cümle ;

       Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait  içinde    dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

       Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

Tek tesellimiz oluyor

Hiç yorum yok: