01 Ağustos 2007
Nasıl ki Eskişehir yolunu tam 4 sefer yapıp bozdu. Sonrada metro getiriyorum diyerek tekrar seçildi. Seçildiğinin ertesinde ise metro tünellerinin yapılmasına karşılık ray ve elektrifikasyon işlemlerini için para olmadığını belirterek, Bakanlar Kurulundan para isteyerek, para verirlerse bitiririz demesi plansız ve programsız iş yapıldığının en belirgin bir göstergesidir.
Şimdi de kalkmış asıl görevi Ankara’nın su ve kanalizasyon işi olan ancak bu iş yerine yol, köprü, bina v.s işleri danışıklı olarak alıp yandaş firmalara ihalesiz peşkeş çeken ASKİ firması ile Kızılırmak’tan Ankara’ya su getirecekmiş. Köylüler bu girişimi engellemek için dava açmışlar ve güya bu çalışmaları durdurmuşlar. Şimdi bu davanın sonuçlanması bekleniyormuş. Hani bir ata sözü vardır. Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü çıkarmış. Kaldı ki Kızılırmak üzerinde bulunan bir çok fabrikanın kimyasal atıklarını da taşıdığı için bunların arıtılması pek sağlıklı olamıyacak. Bizzat belediye yetkilileri bile Demetevler’deki arıtma tesislerinin bu suyu arıtacak yeterlikte olmadığını belirtmişlerdir.
Ankara’nın kanalizasyonu ise, maalesef ayrı bir kanal yerine ; İncesu, Hatip Çayı ve Ankara Çayına katılarak ta Sakarya nehrine dökülmektedir. Sakarya Nehrinide kirleten bu durumdan Allahtan ki Esenkent’e yapılan atık su arıtma tesisleri ile kurtulunmuştur.
Şimdi Ankara’da su sıkıntısı nedeniyle içme suyunun 2 günlük aralıklarla verilmesi, sulama sularının yasaklanarak yalnızca belediyenin Ankara’da abartısız açtığı yüzlerce derin kuyulardan çekilen sularla ancak tankerle sulanacagının ilan edilmesi; Ankara’da bir çok kamu kurum ve evlerin bahçelerinin kurumasına neden olmuştur. Belediye kuyulardan çektiği sularla da yeşil alan ve parkları sulamaktadır.
Şimdi egri oturalım dogru konuşalım. Yer altından bu kadar çok su çekmek akıllıca bir şey midir. Bir deprem kuşağı üzerinde bulunan Ankara’nın altının boşaltılması halinde en ufak bir sarsıntıda büyük göçük ve hasar olmaması mümkün müdür? Bu konuda belediye’nin veya jeoloji mühendisleri ile deprem uzmanlarının görüşleri alınmış mıdır?
Yine bir husus daha, Oturduğum Konutkent 2 sitesinde arıtma tesisi var. Tüm atık sular arıtılarak yeşil sahaların sulanmasında kullanılıyor. Hemen her gün fıskiyeler çalışarak çimleri ve ağaçları sulamaktadırlar. Etraftaki sararmış ve kurumuş bitkilerin yanında Konutkent 2 gerçekten çöldeki bir vaha gibi görünüyor. Ayrıca bu arıtma tesisi ile sularımız şehir kanalizasyonuna arıtılmış olarak verildiği için kullanılan su bedelinin % 50 tutarındaki atık su bedeli de ödenmiyor. Şimdi basit bir hesap yapalım. Arıtma tesisi nedeniyle ne kadar su parası ödeyeceğiz. En basit bir hesapla % 50 tutarındaki atık su bedeli ödenmeyecek yani su faturası yarı yarıya ucuz olacak derseniz yanılırsınız. Zira bu sefer atık su ile sulanan yeşil alan, içme suyu ile sulanacağından bu bedelinde faturaya yansıması olmayacak ve su bedeli daha da az gelecektir. Bu benim evdeki hesabım. Çarşıda nasıl olur bilemem.
Şimdi gelelim işin daha büyük boyutuna; hani yukarıda bahsetmiştik ya; Esenkentteki arıtma tesisinden. Biz o suyu diğer temiz sularla birlikte neden göl ve denizlere akıtıyoruz? O arıtılmış suları tekrar, geldikleri şehrin büyük havuzlarına alıp, yeraltından su çekip altımızı oyacağımıza, havuzlardaki bu su, tankerler aracılığı veya özel borularla şehrin yeşil alanlarını sulayabilir. Bu durumda buraların şebeke suyu ile sulanmaması da, kullanılan temiz su miktarını arttıracaktır kanısındayım. Tabi bu önerim yalnız Ankara için değil tüm yerleşim yerleri ve siteler içinde söz konusudur.
Oldum olası denizlere dökülen nehir sularımıza acırım. Zira o nehrin suyundan yeterince yararlanmadığımız kanısındayım. Urfa tünelleri ile Harran ovasını sulayan devletimiz acaba aynı şekilde Konya ovasını, Haymana ovasını sulayamaz mı?
Kanımca sulayamaz. Zira değil bu sulamayı yapmak, mevcut nehir ve göllerin kurumasına, kirlenmesine mani olamamakta hatta göz yummaktadır. Çok değil bu konulardaki kanunları uygulasa yeter. Ama bu kanunları uygulamak yerine suçluların affı yoluna gitmektedirler. Ama, Ormanlarımız ve 2/B başlıklı yazımda da belirttiğim üzere; yalnız Türk askerine arkadan kurşun sıkmak veya yola mayın döşemek demek değil, varlıklarımıza sahip çıkmamak ve onları korumamak da vatan hainliğidir bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder