25 Ocak 2019 Cuma

23 EYLÜL 2008


HUKUK DEVLETİ Mİ YOKSA POLİS DEVLETİ Mİ?



Unutulmamalıdır ki “Bu gün hukuku ayak altına alanlar yarın hukuka muhtaç olurlar”
Bu Ergenekon Davasının 9. dalgasında Tuncay Özkan, eski Emniyet Organize Suçlar Daire Müdürü Adil Saçan ve 8 kişi daha göz altına alındılar. Tuncay Özkan hepimizin bildiği Atatürkçü, araştırmacı gazeteci, eğilmektense kırılmayı yeğ tutan birisi. Adil Saçan ise ilk Ergenekon Soruşturmasını başlatan ve yaptığı bir çok operasyonlarla bir çok kişinin foyasını ortaya çıkaran ve çomağına taş koyan emekli emniyet müdürü.

Geçen hafta ortalarında da Sanatçı Nurseli İdiz ve Seyhan Soylu ile bir çok kişi daha göz altına alındılar. Üç gün göz altında tutulup ifade verdikten sonra Mahkemece serbest bırakıldılar. Kendileri daha sonra ne için suçlandıklarını dahi anlayamadıklarını beyan ettiler.

Daha önce de Hurşit Tolon ve Şener Eruygur Paşalar Ergenekon soruşturması kapsamında göz altına alındılar . Gözaltı sonrası, sanki adresleri yok veya kaçacaklar veyahut delilleri karartacaklarmış gibi tutuklanıp ceza evine konuldular.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perincek ve bir çok kişi de yine aynı operasyonda tutuklanıp ceza evinde yatıyorlar.
Soruşturma yaklaşık 14 aydır sürüyor. Soruşturmanın başladığı tarihten bu güne kadar bir çok kişi hala tutuklu. Mahkemece salıverilecekleri günü bekliyorlar. Ha bu arada bir kişi ölüm döşeğinde olduğu için hapiste ölmesin diye hastahaneye çıkarıldı ama ne yazık ki Hastahanede öldü. Bir başka bayan karaciğer hastası kadın ise aynı nedenlerle tahliye edildi. Şener Eruygur Paşa hapiste beyin kanaması geçirdi. Ölümle pençeleşti. O da yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi.
Her an hepimiz Ergenekon sanığı olarak sabah 06.30 da gözaltına alınabiliriz. Bunun en güzel örneğini de Ak Parti millet vekili Kemalettin Göktaş:-“Aydın Doğan bir sabah 06.00 da elleri kelepçeli olarak götürülürse hiç şaşmam” diyerek vermiştir. Bu kendileri gibi düşünmeyen veya yaptıklarına karşı çıkanlara verilen bir gözdağıdır.

Bir TC vatandaşı olarak ben şahsen Ergenekon soruşturmasının ciddiyetinden şüpheliyim. Zira birbirine zıt o kadar kutup bir araya gelerek bir darbe yapacaklarına inanmıyorum. Harbokulundan iki yıl önce mezun olan genç teğmenler kadar ben de dahil olmak üzere bir çok kişi evde, işyerinde, köy kahvelerinde, arkadaş sohbetlerinde hükümet devirir, hükümet kurarız. Dünya politikalarını yürütürüz. Partileri, kişileri, devlet dairelerini eleştiririz. Sultan Abdülhamit’in hafiyeleri belki şimdi yok ama galiba telefon dinlemesi ve jurnalcileri var. Maazallah hükümeti eleştirdiğimiz kulaklarına gidecek olursa bakarsın bir sabah 06.30 da da biz göz altına alınırız.

Al sana gözaltına alınmak için bir bahane; Yaklaşık 14 ayı aşan bir süredir soruşturulan Ergenekon davası nedeniyle onlarca kişi aylarca hapis yatmakta ve soruşturma kapsamında binlerce gerekli gereksiz belge incelenmekte ve dosya eki oluşturmakta iken, Almanya’daki meşhur Deniz Feneri Davası 2 ay gibi kısa bir sürede 192 belge ile karara bağlandı. Asıl suçlular Türkiye’de denilen kararda da Türkiye’deki isimler telaffuz edildi.
Şimdi sorarım size, Türkiye’deki kişiler için bir soruşturma başlatıldı mı? Az evvel Star TV’de Uğur DÜNDAR, bu konuyu Ankara temsilcisi bir bayana sordu. Maalesef Sosyalist Partinin ihbarı üzerine inceleme başlatan Ankara Başsavcılığının 15 günden bu yana (Güya başsavcı Suudi Arabistan’daymış) hiçbir işlem yapmadığını belirtti.

Bu olayda hükümet ve Ak Parti de Deniz Feneri Soruşturmasının çok büyük bir tedirginlik ve korkusunu seziyorum. İşin tuhafı bağımsız yargıçlarımızda da bu konuda bir tedirginlik var. Acaba bu tedirginlikte başbakanı 1 kuruş tazminata mahkum eden hakimin aldığı ceza ve sürgünün payı var mıdır diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum.
Yolsuzluk, rüşvet, suiistimal, yandaşlara iş, irtikap, haksız zenginleşme gibi olayların bu dönemdeki gibi hiçbir dönemde artmadığı ve bunları dile getiren kişi, kuruluş ve medyanın polis gücüyle susturulmaya çalışılmasının adı POLİS DEVLETİ değil midir?

Bu günkü Polis Devleti, yarının tek adamlık dikta rejiminin ilk adımı değil midir? 

Yazımın başında belirttiğim, “ Bu gün hukuku ayaklar altına alanlar, yarın hukuka muhtaç olurlar” sözüm yalnız siyasetçilere değil, iş adamlarına, yargı mensuplarına kısaca herkesedir.

AMERIKADAN MEKTUPLAR 26 Nisan 2005

                                                                                                                                        

EGE
5 yil once kizim evlenip Amerika'ya Seattle'a gitti. Bende torunum Ege'nin dogumu nedeniyle 2 sene once Seattle'a gelmistim. Dogum sonrasi torunumu hemen bir hafta sonra hastahanede, oradaki diger Turkler gibi sunnet ettirdiler. Ancak, cok modern tip imkanlarina sahip olan hastahanedeki kadin doktor kucuk Ege'mizi cok aglatti ve kanli bir sunnet yapti. Iki gun sonra bile cocugun agrisinin ve pipisindeki kizarikligin gecmemesi uzerine ayni doktor eve geldi, Ege'yi muayene etti ve "Bir sey yok" dedi "Ama yine de bir bevliyecinin gormesinde fayda var" diye de ilave etti. Gittigimiz bevliyeciden de sunnetin yanlis yapildigini ogrendik. Cok uzulduk. Peygamber sunneti denilen yarim sunnet yapilmis, sanki bademcik ameliyatinda parca birakmak gibi bir sey. Bizim berber Mithat bile daha iyi, kansiz ve cabuk yapardi bu sunneti. Biz isterdik ki Ege Turkiye'de anli sanli bir sunnet dugunuyle sunnet olup beyazlar giyinsin, erkekligede oyle adim atsin. Gerci evlendigindede dugun oluyor ama niye bu kez siyah giyer damatlar anlayamiyorum. (!)

Neyse Seattle o zaman cok hosuma gitmisti. Cok duzenli trafigi, muhtesem parklari ve ormanlari, carsilari, endustrisi beni cok sasirtmisti. 2 ay sonra Turkiye'ye dondum. Yine burada eski tas eski hamam.

Sagolsunlar bu arada cocuklarda 2 kez Turkiye'ye geldiler. Sirf bizler torunumuzun bu zamanlarini gorelim diye. Zira bu hizla buyuyen Ege'ninde her yasinin hatta her ayinin guzelligide farkli oluyor.

3 ay once yine cocuklardan israrli davet geldi. " Nolur babacigim gelin Ege'nin bu halini gorun. Sonra buyuyunce pisman olursunuz" diyorlar. Dusunduk haklilar. Eh biletleride eletronik olarak almislar. Ne yapalim biz de dunurlerimizle mecburen yollara dustuk. Once Istanbul, sonra Londra oradan da 9.5 saatlik bir ucusla Seattle'a geldik. Hakikaten bizim 20 aylik torun olmus tam bir afacan. Annesi onunla, bir bebek, bir arkadas gibi oynamis ona bir cok seyler ogretmis. Tum harfleri biliyor. Arabalari, insanlari, kitaplari taniyor. Bir tek beslerden sonraki kerrat cetvelini daha tam ezberlememis(!). Internetten bizi devamli seyrettigi ve evde devamli konusuldugumuz icin de hic bize yabancilik cekmedi. Tatli diliyle bizlere Cemaal Dedee, Atees Dedee (ben oluyorum bu), Babaanneee diyerek her istegini de yaptiriyor bacaksiz. Temizligede anormal duskun. Hele o kucucuk ayak parmaklarini ta burnunun onune kadar getirip tek tek cok ciddi olarak kontrol etmiyor mu olduruyor bizi gulmekten. Yalniz kendisinin degil cevresininde temizligine cok duskun. Eline bir bez veya supurge aldimi basliyor evin dip kose temizligine.

Sandin (salincak), akalili (atli karinca), pokolili (portakal suyu), kadic (kaydirak), hatin (makarna) gibi daha bir cok kelimeleri var. Bize bunlari soyluyor ama "Sandin ne?" dedigimizde de salincak demesini biliyor. Yani daha bu yasta bizimle dalga geciyor galiba.

Yahu, ben burada Seattle'i anlatacaktim, ama torunum Ege'ye takildik kaldik. Hic bir sey anlatamadim. Daha once derlerdi de inanmazdim. Torun sevgisi bir cok sevgiden daha buyuktur diye. Galiba dogruymus. Yazimiz bu yuzden cok uzadi, simdilik diger konulari bir baska gune birakalim ve yazimizi Ege'nin baska seylerini anlatmadan burada noktaliyalim.

Hepinize coook uzaklardan selam ve sevgiler.

KUTUPHANE 27 Nisan 2005

                                                                                                                                         

Seattle'da sokaga cikiyorum. Marketlere, restorantlara gidiyorum ama hic ingilizce yok. Ogrenmisim bir "Ay dont no Englis" ve "Es kuz mi" o kadar. Baktim olacak gibi degil kizim da "Baba, burada yabancilar icin ingilizce gunluk konusma dersleri var onlara katilsana" diye soyleyince ben de hemen kabul ettim.

Hani, 25 yil once Emlak Bankasinda iken 1 yil devlet memurlari yabanci diller egitim merkezinde, 3 ay da Munih'deki Goethe Enstitusunde almanca egitimi aldigimdan, almanca biliyorum ama, buradaki adamlar almanca bilmiyor. Az bucuk bilenlerle de zor anlasiyoruz.
Neyse, ben kurslara basladim. Kurslar persembe gunu saat 14.00 de bir saat. Fakat bu beni kesmiyor, baska bir ingilizce kursuna da gidiyorum.O da Sali ve Persembe gunleri 18.30 ile 20.30 arasi. Kurslari gonullu ogretmenler veriyor. Pratik gunluk konusmalari ezberletiyorlar. Bana gore cok mantikli.

Dersler burada sehir kutuphanesinde veriliyor. Kutuphane deyip gecmeyin yillik butcesi 25 milyon dolar. Ayrica burada Microsoft ve Boeing firmalarinin merkezi olmasi nedeniyle bir cok yabanci muhendis ve aileleri var. Burada nufusun yaklasik dortte birini yabancilar olusturuyor. Hintli, Cinli, Japon, Turk, Yunanli, Meksikali....

Tum bu yabancilar kutuphaneye kaydolmuslar ve kendi ulkelerinin gazete ve mecmualarini bir iki gun gecikmeli bile olsa okuyabiliyor. Kutuphanede, uyelerine ayrica bilgisayar, kitap, kaset, DVD ve CD hizmetide veriliyor. Kurslar ve seminerler zemin kattaki uc sinifta saatlik olarak veriliyor ve siniflar hic bos kalmiyor. Tum bu hizmetler icin de herhangi bir ucret talep edilmiyor.

Tum bunlar oyle hosuma gitti ki anlatamam. Acaba ben de Turkiye'ye dondugumde benzer seylere araci olabilir miyim diye dusunuyorum.

Ankara'daki Anadolu Denizcilik Kulubumuze yer tahsis eden Cankaya Belediyesi Baskani Muzaffer Eryilmaz'a hem tesekkur etmek hem de bu kutuphane dusuncemi iletmek icin bir e-mail attim. Ertesi gunu cevap geldi. Cok ilgilenmis, makam ve cep numarasini verdi. Dondugunuzde muhakkak goruselim diyor. Niye yalan soyleyeyim, ilgilenmesi cok hosuma gitti. Insallah kendileri amaca uygun bir yer verir de, kutuphane, kurs, seminer ve kucuk tanitim gezi amaclarimizi gerceklestiririz. Zira, inaniyorum ki benim gibi bir cok kisi de gerek kitap gerek gonullu ders verme ve otobus tahsis etmek icin arzuludur. Cunku Cankaya, Turkiye'nin bassehri Ankara'da diplomatik kisilerin en cok oldugu bir bolgededir. Burada bizim bu turlu kisi, aile ve kurumlara verecegimiz hizmet, sanirim ulkemizi daha iyi tanitacak ve sevdirecektir. Taninmayan bir seyden cekinilir ve uzak kalinir, tanilinan sey ise daha cok sevilir kanisindayim.

Hazir olun arkadaslar. Haziran ortalarinda dondugumde Kitap ve Kutuphane icin Art Yayincilik patronu Selcuk Maviengin, Kutuphane Dolaplari icin Sark Mobilya sahibi Memduh Sen, Otobus servisi firmasi sahibi Huseyin Bektas ve digerleri. Hazir olun bizi zorlu ve bir o kadar da zevkli bir hizmet bekliyor.

Hepinize simdiden tesekkur ediyor sevgilerimi sunuyorum.

TRAFİK 28 Nisan 2005

                                                        

Seattle'a geldigimin 3. gunu trafige ciktim.Trafik burada cok rahat. Sehir cok buyuk arabalarda cok fazla, ama oyle trafik tikanlikligi pek yok. Zira trafik kurallarina harfiyen uyulmakta. Karsilikli olarak diger arabalara ve ozellikle yayalara anormal bir saygi var. Yayaya carpan bir arac soforu yaniyor. Cezasi cok agir ve affi yok. Maddi ve manevi kisi gocuyor. O yuzdende cok dikkatliler.

Trafikde, alt yapida cok onemli. Tum yollar seritli, donus seritleri onceden levhalarla belirtilmis. O seride girersen, doneceksin. Baska yolu yok. Yalniz yol levhalari yola parelel degil,kavsaklarda karsina dikilmis. Trafik alt yapisinda bir sorun yok. Yani adamlar her seyi kurallara uygun yapmislar ve senden de kurallara uymani istiyorlar. Bizdeki gibi, donus seridine (eger varsa) girip, karsiya gitmek icin arkasindaki onlarca arabayi trafik polisinin gozu onunde bekletmiyorlar. Trafik polisi dedim de aklima geldi. Burada pek trafik poliside goremedim. Onun yerine kavsaklarda ve gerekli yerlerde kamera var. Bir trafik ihlali veya oto vergisi size posta ile bildiriliyor, ceza veya verginizi oyle yatiriyorsunuz. Aninda da tutanak tutulup cezasi yine posta ile teblig ediliyor. Burada hic korna ve eksoz seside duymadim.

Simdi bizim Turkiye'deki trafige bakiyorum da uzuluyorum.Gun gecmiyor ki bir trafik ihlali ve olumlu kaza gormeyelim. Bir canin bedelinin 350 YTL.oldugunu gecen hafta gazetelerde okuyunca cildiriyorum. Sofor araciyla kaza yapiyor.Adam oluyor. Mahkeme, soforu once hafif hapise carptiriyor, sonrada hapsi paraya ceviriyor ve 350 YTL.ye karar veriyor. Simdi,olenin esi ve cocuklarinin kaybi o 350 YTL.midir soyleyin Allahaskina! Onlarin maddi manevi zararlari icin acilarini bir kenara birakip avukat
tutup mahkeme mahkeme ugrassinlar mi? Tabi bu arada sofor, hemen arabasini satip uzerinde bir sey birakmiyor. Niye mahkemelerimiz ve yasalarimiz bu konuda yeterli duyarliligi gostermezler anlayamiyorum.

Yine gecenlerde okudum, adam onundeki arabaya carpmis. Onundeeki araba alev almis. Icinden bir kisiyi yarali olarak 2.derecede yanikla zor kurtarmislar. Digeri ise diri diri yanarak olmus. Kaza yapan sofor kacmis. Ancak 2 saat sonra yakalanmis.Bu sofor 108 gun tutuklu kalmis, bu arada mahkeme 2 ila 5 yil hapis istiyor. Agir yarali olan kisi hastanede cani ile ugrasiyor. Davaya mudahil olamadigi gibi onun da ondeki arabayi kullanmasi nedeniyle 2/8 kusurlu olmasi sonucu "olume neden olmaktan" ayni sucla yargilaniyor. Ve mahkeme soforun tutuklu kaldigi 108 gunu yeterli gormus olacak ki adamin tutuklulugunu kaldirip tahliye ediyor. Neden? Bilemem! Peki olen ve yaralanan kisilerin hakki ne olacak? Mahkeme-i Kubra'ya mi kalacak?

Ha, ne yapmamiz gerekir derseniz, ben de sizlerden bu konuda fikir almak isterim.
Sahsen benim gorusum aynen ABD'de yapildigi gibi; once altyapiyi yapmanin gerekli oldugu yonundedir.
Bunun icinde:
- Kisilerin gazete ve TV araciligi ile(Gece gec saatlerde degil) ve de ilkokuldan
itibaren trafik ve yasalara uymalari konularinda egitilmeleri,
- Tum yollarin, serit, levha, trafik isiklari, emniyet seridi, park yerleri gibi
alt yapilarinin tamamlanmasi,
- Yeni caydirici ve onleyici trafik yasalarinin cikarilmasi,
- Surucu ve yayalarin yasalara uymasi ve uymayanlara musamaha gosterilmemesi,
- Surucu ve yayalarin birbirlerine karsi hosgorulu ve sabirli olmalari,
gerekmektedir. Siz ne dersiniz?

Tekrar uzaklardan selam ve sevgiler.

DOĞA 29 Nisan 2005

                                                        


Eh burada kurslardan ve market gezmelerinden arta kalan zamanlarda, doga yuruyusleri yapiyor ve torunum Ege'yi parklara goturuyorum. Diger sehirleri bilmem ama Seattle bir doga harikasi. Irili ufakli bir cok golleri, dereleri, mubagalasiz minare kadar yuksek agaclari, yesil ortusu,cicekleri, tavsanlari, sincaplari, ordek, kugu ve ucan kazlari gibi bir cok canlilari ile de muhtesem bir yer. Cok da iyi korunuyorlar. Sitelerdeki uc dort katli villa ve apartman dairelerinin yollari ve parklarida devamli site yonetimi tarafindan temizleniyor ve bakiliyor. Her taraf gercekten cok temiz. Isin tuhafi calisanlari da pek ortada goremiyorum. Her evin garaji olundugundan ortalikta araba da gorunmuyor.

Gecenlerde kizim Aysegul ile Ege'yi bir cocuk parkina goturduk. Adim basinda bir cocuk parki var burada. Yemyesil ulu agaclarla yol arasinda bir cocuk parki. Orada biraz kaldiktan sonra hep beraber parkin yanindaki ormana patika yoldan girdik. Aman Allahim o ne muazzam agaclar oyle! Bir anda los, nemli ve agaclarla cevrili bir alanda bulduk kendimizi. Bazi yerlerde hafif su akintisi oldugundan onun uzerine 35-50 santim yuksekliginde, 4-5 metre uzunlugunda tahta yollar yapmislar. Etrafimizda kucuk orman hayvanciklari, kuslar, sincaplar ve ordekler merakli gozlerle bize bakiyorlar. Yaklasik 800 metre gittikten sonra ahsap bir cit ile orman bitiyor ve bir baska mahalle basliyor. Yani ormanlar sitelerin aralarinda kalmis.

Derelere akan su kanallarinin mazgallarinin ustunde bile balik resmi var. "Buraya dokulen su baliklarin yasadigi dereye gidiyor." Yagli ve deterjanli su dokmeyin demek istiyorlar. Derede balik var ama balikci goremedim. Kenarlarinda bir suru ordek ve kaz da var ama niye avci yok anlayamadim(!) Oysa Ankara'da Elmadag Kayak Merkezine giderken coplugun orada elektrik tellerine konmus yuzlerce kara kusa, arabasindan inmeden tufegiyle ates edip, onlarcasini oldurup, kahkaha atarak gecip giden kisilere cok rastlamistim. Demekki buradaki denetim ve ceza daha acimasiz ve hosgorusuz herhalde.

Hatirliyorum, bir zamanlar erezyon kontrolu ve milli agaclandirma seferberligi diye bir kanun cikmisti. Kurumlara agaclandirma zorunlulugu getirmisti. Ama ne oldu? Hic uygulama alani bulamadi ve takip edilmedi. Yaklasik 7-8 yil once cikan bu kanun uygulansaydi herhalde simdi milyonlarca agac yetismis olurdu. Bazen gezilerimde Orta Anadolu'dan geciyorum da kilometrelerce tek agac goremiyorum. Koyler agacsiz, yesilliksiz. Galiba biraz da kabahat bizim. Bizler agaca, ormana, dogaya gerekli onemi vermiyoruz. Verseydik, bir zamanlar Timur'un fillerini sakladigi Ankara ormani simdi bozkir olmazdi. Bunun icin de yukarida belirttigim yasanin ve mevcut orman yasasinin taviz verilmeden uygulanmasi gereklidir. Orman yasasindaki ormanci, sahip oldugu yetkiyi kullansa olay biter. Yani bizde yasa var ancak isletilmiyor.

Dogayi seven insani sever, hayati sever. Seven insan ise sevilir, sevilen insan olur. Gelin is arkadaslarimizla, okul arkadaslarimizla, asker arkadaslarimizla, komsularimizla agac dikmek icin bir araya gelelim. Dikilmis ormani ve agaclari koruyalim. Bildigim kadariyla agac dikimini Milli Emlak Genel Mudurlugu de yer tahsisi ile destekliyor.

Peygamberimiz bile bir hadisinde "Yarin kiyamet kopacak olsa bile elindeki fidani bugun dik." demistir. Baska soze ne hacet...

DOST 29 Nisan 2005

                                                                                                                                        

GERCEK DOST ARIYORSAN EGER,
CIKARA DAYANMASIN ILISKILER.
ANA, YAVRUSUNU NASIL SEVER,
ISTE, OYLE DOSTLUGA CAN DEGER

Mehmet GEDIKOZER

SEYAHAT SAĞLIK SİGORTASI 16 Mayıs 2005

 

                                                         
Torunum Ege'den arta kalan zamanlarda biraz dinlenmek icin kendimi disari atip yuruyus veya market gezmesi yapiyorum. Kerata bizleri anormal bir sekilde yoruyor.
Dunurlerim ve ben kucuk adamin hakkindan gelemiyoruz. Sabah 6.10 da bizim kucuk horoz uyaniyor ve de aksam 9.00'a kadar, oglen 1 saat haric kosturuyor. Tabi bizlerde pesinden. Aksam 9.00 da yatiyor ama once dunurlerim 9.30 da sonra da ben 10.30 da perisan bir halde erkenden yatiyoruz. Ertesi sabah ise biz yorgun argin ve bitkin yine saat 6.10 de kucuk horoz tarafindan uyandiriliyoruz. Kucuk horoz ise sanki tum gece sarja takilmis japon pili gibi dipdiri yine bizi perisan etmeye basliyor. Tum bu yorgunluklara adamin bir gulusu, dede demesi veya ne bileyim bir hareketi yetiyor.

Neyse uzatmiyayim, yine bizim kucuk horozun yanimizda oldugu sirada, bir alisveris merkezini gezerken bir patirti duydum. Donup baktigimda bir genc kizin boylu boyunca yerde yattigini gordum. Bir nedenden dolayi dusmus ve duserken de basini tezgaha carpip kanatmis baygin bir sekilde yatiyordu. Hemen basinda biten iki genc kadin calisan mi, musteri mi bilmiyorum bulduklari bir bezle kanayan yere bastirip basini bagladilar. Bu arada magaza guvenligi geldi, Ilk yardima telefon edildi. On dakika sonra da saglik ekibi bir ambulans ile gelip olaya mudahele etti. Dikkatimi ceken yarali kizin basindaki o iki kizdan baska hic kimsenin mudahele edip ortaligi karistirmamasi oldu. Saglik ekibi geldiginde de o iki kiz saglik ekibine gerekli bilgiyi verdikten sonra, saglik ekibi kizin ilk muayenesini yapti. Bu arada kiz kendisine gelmis saskin gozlerle etrafina bakiniyordu. Saglik ekibi once bir boyunluk ve sedye getirip sonra kiza boyunluk takip sedyeye aldilar ve hastaneye goturduler.

Hastane dedim de aklima geldi. Bizim cocuklar, biz buraya gelmeden once "aman Babacim ne olur ne olmaz bir saglik sigortasi yaptirin" dedikleri icin, yurt disi saglik masraflarimizi emekli sandigi nasil karsiliyor diye Emekli Sandigi Genel Mudurlugunde bir zamanlar Saglik Daire Baskanligini yapmis olan sinif arkadasim Basmufettis Erol Gedikoglu'na gittim. Yurt disindaki tum hastane ve doktor paralarini karsiladiklarini ama bu karsilamanin yurt icindeki hastane ve doktor paralarinin tutari kadar oldugunu, ilac bedellerinin ise tamamini odediklerini belirtti. Ancak, bu belgelerini hepsinin asil ve fotokopilerinin turkceye cevrilip, elcilik veya konsoloslukca onayinin da sart oldugunu ilave etti. Ben de bu yogun burokrasiden yildigim icin bir saglik sigorta sirketine dunurlerle birlikte 3 aylik bir saglik sigortasi yaptirdim. Gecen hafta Dunurum Havva Hanim rahatsizlandi. Bobrekleri sanciyor ama bizleri de uzmemek icin bize bir sey belli etmiyor. Damat farkina vardi.Doktora goturmek istiyor ama Havva Hanim dinlemiyor. Bayagi da atesi yukseldi. Damat baktiki olacak gibi degil saglik sigortasin Istanbul'da belirttigi numarayi arayip ne yapmamiz gerektini sordu.(Sigorta sirketinin policesinde bir de provizyon alma sarti var).Onlar telefonda konusurken herhalde bir nobetci doktor rahatsizligin mahiyetini sordu. Aldigi cevap uzerine biz sizi arariz deyip telefon numaramizi aldilar ve telefonu kapattilar. Ben icimden "biraz zor ararlar" diye dusunmustum ki yarim saat sonra bu kez Amerika'dan birisi arayip rahatsizligin mahiyetini ve adresimizi aldi.Biraz sonra tekrar aradiginda ise evimize 1 km mesafedeki bir saglik merkezinden yarim saat sonrasi icin randevu alindigini ve o saglik merkezine gidebilecegimizi bildirdi. Cok sasirmis ama o olcude de sevinmistim. Demek ki artik bizde de bazi seyler duzgun gidiyordu. Hele hele bizim Turkiye'yi aradigimizda orada saatin gece 01.30 ve gunlerden de pazar oldugunu soylersem sizler de sevinirsiniz.

Ha, yukarida ki olayi niye anlattim. Hemen hepimiz cesitli nedenlerle yurt disina cikiyoruz. Sahsen ben hic yurt disi saglik sigortasi yaptirmamistim. Onemini gordum, ucreti de para degil 3 ayligi 47 dolar. Demek ki daha kisa surelisi daha da ucuz. Gerci artik bazi Avrupa ulkeleri vize icin saglik sigortasini sart kosuyor ama can ve mal bizim, onun icin ben derim ki; yurt disina cikarken mutlaka "seyahat Saglik Sigortasi" yaptiralim.

Bir baska yazimizda bulusmak uzere simdilik saglicakla kalin.