
BİR DOSTUN ARKASINDAN
Sevdiğim bir dostumu kaybettim. Yaklaşık 40 yıllık bir dostum olan Mülazım Yıldırım’ı 18.12.2006 günü kaybettik. Kaybettim demiyorum kaybettik diyorum. Çünkü o yalnız benim dostum degil; herkesin dostu,doktoru, ressamı, şairi, öğretmeni ve arkadaşı idi. Sevgili Mülazım’ın ölümünden 5 dakika sonra, evlerinde cenazesinin başında idim. Eşi ve iki ablası da başında ağlıyordu. Yattığı yatağa yanaştım. Bir müddet çarşafın altındaki vücuduna baktım. Sonra çarşafı açtım. Gözleri hafif aralık fakat bir tatlı gülümseme ile bakıyordu. Belli ki çok işler yapmasına karşın ” daha yapacak işlerim var “ der gibiydi. O an gözlerim doldu. Daha bir hafta önce: - Mehmet artık öleceğim. Hakkını helal et. Demişti. Bense: - O ne biçim söz Mülazım. Sen kolay kolay ölmezsin. Güçlüsün , daha yapacak çok şeyin var demem üzerine acı acı gülümseyip; - Yok bu sefer öyle değil. Sen yine hakkını helal et diye tekrarlayınca. Ne demek Mülazım benim değil Senin benim üzerimde daha çok hakkın var. Sen her zaman benim yanımda oldun. Sağlığımda ve özellikle hastalığımda hep yanımda idin. Ben o 12 Eylül ihtilalinden önceki sıkıyönetim zamanlarında gece saat 2 de askeri ciplerle geldiğini, ameliyatlarımda başımda durduğunu, çocuklarımın ebesi olduğunu hiç unutmadım dedim.Niye yalan söyleyeyim o an ona hakkımı açıkça helal etmedim. Zira sanki “Helal Olsun” dersem o zaman ölmesini sanki bende kabullenmiş gibi olacağım sanmıştım. Dedim ya onun hakkı bende daha çok idi. Ona sırf belirttiğim nedenden dolayı da .-“Sende bana hakkını helal et” diyememiştim.
Cenaze evinde gerekli organizasyonların yapılmasında sonra yapılacak fazla bir şey olmadığından evden ayrıldım. Ertesi günü saat 10.00 da görevli olduğu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonundaki “Anma Toplantısı’na “ gittim. Orada Mülazım hakkında herkes konuştu. Yaşamından film kareleri gösterildi. Sonra öğlen namazına Kocatepe Camiine gidilip öğlen cenaze namazı kılındı ve defin için Gölbaşı mezarlığına gidildi. Sevenlerinin oluşturduğu muazzam bir kalabalıkla orada defnedildi.
Üniversitedeki anma toplantısında ben salon karşısındaki bir masaya oturmuş ve elimde olmadan yukarıdaki yazıları bir tahlil raporunun arkasına yazmıştım. Az evvel o kagıdı buldum da içimde kalmasın diye oturup bu yazıyı yazdım.
Yahya Kemal’in Eylül Sonu adlı şiirinde dediği gibi “ Ölmek kaderde var, ürküntü vermiyor” vermiyor ama iz bırakmadan ölmekte olmuyor. Arkasında eserler bırakıp ölen aslında ölmüyor. Mülazım’da öyle. Arkasında yüzlerce şiir, resim, makale, kitap, öğrenci, öğretim görevlisi ve dost, ağaç, sevgi tohum ve tomurcukları ile Tivak vakfını bıraktı.
O hep gözlerinin içi gülen, sevdiğini açıkça belirten, kafasına koyduğunu yapan bir kişi idi. Onun “Haberler Versem Sana” adlı şiirini okurken ki o ses tonu ve yüz ifadesini anlatamam.
Mülazım, Seni çok sevdim, saydım. Sen benim için ölmedin. Sadece bedenin yok. Sen benim içimdesin, beynimdesin, yüreğimdesin, gözlerimde ve aklımdasın. Seni hiç unutmayacağım.
Mekanın cennet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder